Haber Görüntüleme
ATATÜRK, 79. ölüm yıl dönümünde Gümülcine'de anıldı
Güncellenme Tarihi: 10-11-2017
Okunma Sayısı: 167
Facebook'ta paylaş   Live'de paylaş   Yahoo'da paylaş

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, 79. ölüm yıl dönümünde anavatan Türkiye'de ve dünyanın bir çok ülkesinde törenlerle anıldı. Atatürk için doğduğu topraklarda Yunanistan'da da anma törenleri düzenlendi.

Yunanistan'da başta T.C. Atina Büyükelçiliği olmak üzere, Selânik, Rodos ve Gümülcine başkonsolosluklarında da törenler yapıldı.

10 Kasım Cuma sabahı Gümülcine Başkonsolosluğu tarafından düzenlenen törene başta Başkonsolos Ali Rıza Akıncı olmak üzere, muavin konsoloslar, seçilmiş müftüler, milletvekilleri, belediye başkanları, başkan yardımcısıları eyalet ve belediye meclis üyeleri, DEB Partisi ve diğer sivil toplum kuruluşlarından başkanlar, yönetim kurulu üyeleri ve Batı Trakya'nın farklı bölgelerinde soydaşlar katıldı.

Tören, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete intikal ettiği saat 09:05 geçe bir dakikalık saygı duruşuyla başladı.

Daha sonra İstikâl Marşı okundu ardından günün anlam ve önemini belirten konuşmalarla yapıldı.

Konuşmalardan sonra Celâl Bayar Azınlık Ortaokulu ve Lisesi öğrencilerin okudukları şiirlerle sona erdi.

Törende sırasıyla Gümülcine Türk Gençler Birliği Başkanı Necat Ahmet, İskeçe Türk Birliği Başkanı Ozan Ahmetoğlu, Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği Başkanı Aydın Ahmet ve Türkiye Cumhuriyeti Gümülcine Başkonsolosu Ali Rıza Akıncı günün anlam ve önemini belirter konuşmalar yaptılar.

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili düşüncelerini katılımcılarla paylaşan konuşmacılar şunları belirttiler.

GÜMÜLCİNE TÜRK GENÇLER BİRLİĞİ BAŞKANI NECAT AHMET

"Bugün 10 Kasım. Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün aramızdan ayrılışının 79'uncu yılı. Türk milleti için 10 Kasım, bir matem günü olmaktan çok, Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte yaşayacak olan büyük önder Atatürk'ü anma ve düşüncelerini anlama günüdür. Onu anarken ve anlamaya çalışırken üzerinde durmamız gereken esas unsurlar Atatürk'ün "En büyük eserim" dediği Cumhuriyet'e yön veren kurucu ilkelerdir.

Toplumlar, tarihlerine yön veren ve geleceklerini aydınlatan liderlerini hiçbir zaman unutmazlar. Atatürk de Türk tarihine yön vermiş, Türk milletini çağdaş bir toplum haline getirerek anavatanın geleceğine ışık tutmuş, bu sayede unutulmaz bir lider olmuştur.

Atatürk, bilimsel değerlendirmeler ışığında Türk milletine en uygun yönetim biçiminin "Cumhuriyet" olduğunu görmüş ve bu yönetim biçimini benimsemiştir. Cumhuriyetin ilanı, Türk milleti için tarihin en önemli dönüşümlerinden biridir. Cumhuriyetin kabul edilmesi, Türk toplumunun çağdaşlaşma istek ve kararlılığını ortaya koyan büyük bir siyasi adımdır.

Atatürk, egemenliğin kayıtsız koşulsuz millete ait olduğunu ifade ederek, Türk milletine vatandaşlık bilincini ve özgüvenini kazandırmıştır. O, Türk ulusuna her zaman güvenmiş, Türkiye Cumhuriyeti'ni ve devrimlerini Türk gençliğine emanet etmiştir.

Atatürk, iyi bir asker, ileri görüşlü bir devlet adamı olduğu kadar, iyi bir düşünce adamıdır aynı zamanda. Olanaksız gibi görünen düşünceleri yaşama geçirerek, kuramların nasıl uygulamaya dönüştürülebileceğini de kanıtlamıştır. Atatürk hakkında yapılmış olan akademik araştırmalar ve yazılan kitaplar onun düşünce sisteminin derinliğini ve evrenselliğini en güzel şekilde gözler önüne sermektedir.
Büyük önderimizi andığımız bugünde onu yas tutarak değil, yapmamız gereken şeyleri ne ölçüde gerçekleştirdiğimizi, eksiklerimizi nasıl gidereceğimizi tartışarak anmak en doğru yol olacaktır. Atatürk'ün fikir ve düşüncelerini iyi anlayıp uygulamaya koymak, bu vatanda yaşayan her Türk evladının en asli vazifesi olmalıdır.

Bu düşüncelerle, her 10 Kasım'da olduğu gibi bu 10 Kasım gününde de büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü bir kez daha rahmet ve şükranla anıyor, onu her daim göğsümüzün sol tarafında yaşatmaya ve gelecek nesillere özgüvenle taşımaya devam edeceğimize olan inancımla, hepinizi saygıyla selamlıyorum."

İSKEÇE TÜRK BİRLİĞİ BAŞKANI OZAN AHMETOĞLU

"Atatürk Türk milleti için bir Kurtuluş Savaşı verdi ve genç Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Bu tarihten sonra komşularıyla, çevresiyle şu an son yılların tabiriyle gönül coğrafyasıyla son derece iyi ilişkiler içerisinde olmaya çalıştı. Her zaman barışı ve işbirliğini destekledi. 1930'larda bugünkü Avrupa Birliği'nden eser bile yokken bütün Avrupa kıtasını kana bulayan İkinci Dünya Savaşı'na yıllar kala Atatürk'ün öncülüğündeki Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya'nın yer aldığı Balkan Paktı'nı kurdu. Bu bölgedeki ülkelerin iyi komşuluk, sınırlara saygı ve işbirliğini öngören bir paktır. Belki de daha sonraki yıllarda bu Avrupa Ekonomik Topluluğu şeklini alacak olan oluşumun da bir benzeri olabilir.

Doğu tarafında belki de bugün üzüntüyle gördüğümüz, hüzünle takip ettiğimiz koskoca bir coğrafyanın ve ülkelerin kana bulandığını, iç savaşlarla azap çektiğini büyük bir göç ve mülteci sorununu doğurduğunu, hatta ne yazık ki dünyada terörü destekleyen bir durumun hakim olduğu doğuda 1930'larda Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'ı içine alan yine bir Sadabat Paktı vardı. Bu da yine iyi komşuluk, işbirliği ve sınırlara saygıyı öngören bir antlaşma ve paktı. Bunları 1930'larda düşünen ve büyük bir gayretle uygulamaya sokan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ne kadar öngörüşlü ve ufkunun ne kadar açık olduğunu bugün 2017'de dünyada yaşanan olaylarla bir kez daha görüyor ve idrak ediyoruz. 2017'de bile ondan alınacak çok ders olduğunu görüyoruz ve anlıyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk'ün sadece komşularıyla değil, Orta Asya'daki Türklerle ilgili, Balkanlar'daki soydaşlarla ilgili hem çok değerli sözleri, hem de çalışmaları olsun, her zaman dostluğa, işbirliğine ve iyi ilişkilere dayanan bu felsefede adım atılan girişimler olmuştur. Ana vatanımız Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, hemşehrimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü bu vesilesiyle ölüm yıldönümü 10 Kasım'da rahmet ve minnetle anıyorum."


BATI TRAKYA TÜRK ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ BAŞKANI AYDIN AHMET

"Bugün burada Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, dünyanın önünde saygı ile eğildiği dahi komutan ve büyük devlet adamı, her daim gurur kaynağımız olan atamızı, vefatının 79'uncu yıl dönümünde anmak için toplanmış bulunuyoruz.

‘Hem özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir; hem de Türk milleti istiklâlsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır' diyen yüce Atatürk, önce Türk milletini esir etmek isteyen emperyal güçleri mucizevi bir gayretle yurdundan defetmiştir. Özgürleşen Türkiye'nin idaresini ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletin' anlayışıyla çok güvendiği ve dayandığı Türk Milleti'nin hür iradesine bırakmıştır. Cumhuriyet ve demokrasi ile başladığı modern Türkiye'nin inşasında sayısız inkılapları hayata geçirmiştir.

‘Bir millet savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla mümkündür' diyerek eğitime ve öğretmene büyük önem vermiştir. Hatta ‘Bu millet ve memleket ilme ve irfana çok muhtaç; eğitim ve öğretim görmek için, ilim ve fen almak için Avrupa'ya, Amerika'ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz. İlim, fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa gidip öğrenmeye mecburuz. Çok çalışmaya mecburuz. Çalışmak demek ise boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü medeni buluşlardan azami derecede yararlanmak zorunludur' diyerek, Türk ulusunu bu düşünce etrafında kenetlemiş, olağanüstü bir çalışma ile güçlü ve modern Türkiye'yi inşa etmiştir.

Dünyada ülkesini savaşta zafere kavuşturan birçok komutan vardır. Milletini daha ileri bir toplum yapmak için çalışmış birçok önder de vardır. Ama yokluk, yoksulluk içinde ikisini birden başarmış bir kişi vardır: O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür. Atatürk, ‘ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir' diyecek kadar büyük hümanisttir. Hem kendi yurdunda barışı hem de dünyada barışı isteyecek kadar büyük bir barışseverdir.

Bu sebeple UNESCO Atatürk'ü şöyle tanımlamıştır: ‘Atatürk, uluslararası anlayış, iş birliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir devrimci, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayrımı gözetmeyen, eşi olmayan devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusudur.'
Konuşmamı bir anekdotla tamamlıyorum. Sene 1938, günlerden 10 Kasım. İstanbul Üniversitesi'nde saat 9'u 5 geçenin acı haberi duyulur. Hukuk Fakültesi'nde görev yapan bir Alman profesör de o acı haberi duyar ve çok şaşırır. Derse girsin mi girmesin mi bir türlü karar veremez. O sırada aklına rektöre müracaat etmek gelir. Kalkar yanına gider. Aralarında şu konuşma geçer:
Rektöre: "Efendim, tereddüt ediyorum. Acaba ne yapsam?"
Rektör: "Sizde böyle büyük bir adam ölünce ne yaparlarsa onu yapın" der.
İşte o zaman Alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak: "Bizde hiç bu kadar büyük bir adam ölmedi ki" der.

Başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarının ve tüm dava arkadaşlarının aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyor ve kendilerine rahmet diliyorum. Bize güçlü bir anavatan bıraktıkları için kendilerini minnetle ve hasretle yad ediyor ve tüm dinleyenlere saygılarımı sunuyorum."

T.C. GÜMÜLCİNE BAŞKONSOLOSU ALİ RIZA AKINCI

"Bugün bir 10 Kasım sabahı Cumhuriyetimizin kurucusu, Kurtuluş Savaşı'nın büyük komutanı, zaferler kazanan mareşali Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ebedi aleme intikalinin 79. yılında anmak için biraraya geldik. Türkiye'nin ve dünyanın bir çok yerinde önemli anma toplantıları düzenleniyor. Tabii Atatürk gibi tarihe damgalar vurmuş bir şahsiyeti kısa bir sürede anlatmak mümkün değil. Bir çok özelliği olan bir insan; belki bu özellikleri biraraya getiren bağlantı noktaları üzerinde durmak gerekir. Her şeyden önce Atatürk şanslı tesadüflerin yükselttiği bir insan değildir. Hayatının her aşamasında kendini inşa eden bütün noktaları adeta bir nakış gibi, ilmek ilmek dokuyan, birleştiren, çaba gösteren, emek veren bütün düşüncelerinin arka planında bir hayat tecrübesi, fedakarlık, cesaret, dirayet olan bir insandır. Hayat macerasına baktığımızda daha Askeri İdadi'ye başladığı yıllarda çökmekte olan bir imparatorluğun nasıl kurtuluşa kavuşturulacağı, nasıl buradan bir millet inşa edileceği üzerine kafa yoran bir nesle mensuptur. O dönemde hemen her fikir denenmiştir. Bakınız Birinci Dünya Savaşı, insanlığın yaşadığı ilk büyük dünya çapındaki bir felakettir ve bu savaşta 30 milyon insan hayatını kaybetti. Dört büyük imparatorluk yok oldu. Rusya'da Çar ve ailesi öldürülecek noktaya kadar gelen büyük bir devrim yaşandı. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırlarının onda birine kadar düştü. Almanya'da rejim değişikliği oldu ve İkinci Dünya Savaşı'na gidecek çalkantılar başladı.

Türk Milleti, ‘Artık bir daha ayağa kalkamaz' dendiği bir noktada adeta bir Anka kuşu gibi kendi küllerinden yeniden dirildi. Kimse böyle bir organizasyonu yeniden yapılabileceğine, artık umutsuzluğa kapılmış, yorgun düşmüş, bütün enerjisi tükenmiş bir milletin bir kurtuluş Savaşı yapabileceğine inanmıyordu. Ama bu Atatürk'ün organizasyonu, liderliği ve çevresindeki insanları inandırma gücü sayesinde gerçekleşti. Biz Cumhuriyeti kurduğumuzda 1927'deki nüfusumuz 13 milyon. Bu 13 milyon insanın önemli bir kısmı göçmen, daha yeni yurduna kök salmamış. Osmanlı devleti, 14 Kasım 1914'te seferberlik ilan ettiğinde 2 milyon 850 bin asker toplamış. 1923'te kayıtlı asker sayısı 500 bin. Ülkenin her tarafı şehitler, gaziler ve yaralılarla doluydu. Bir toplu iğne bile yapabilecek durumda değildik. Çanakkale Savaşı'nda ve Sakarya Savaşı'nda eğitimli kadrolarımızın çoğunu kaybettik. 50 yıl boyunca yetiştirmeye çalıştığımız nesilleri, öğretmenler, doktorlar, veterinerler, ziraat mühendislerimizi kaybettik. Bu harplere Yedek Subaylar Savaşı denir. Böyle bir ortamdan çıkıp bir Cumhuriyet inşa ettik ve bugün çok şükür 80 milyonluk bir ülkeyiz. Çünkü ülkemizin, Cumhuriyetimizin dikişleri sağlamdır ve sağlam temeller üzerine kurulmuştur. Gerçekçi politikalar üzerine kurulmuştur. 1930'lu yıllarda yeniden savaş çığlıkları atılırken, aşırılıkçı düşünceler dünyanın her yerinde hakim iken, totaliter projeler üretilirken, bir imparatorluk kaybettiği halde Türkiye Cumhuriyeti gerçekçi olmayı, barışçı olmayı becermiştir. Buraları yeniden ele geçirme hayali kurmak mümkün iken böyle bir maceraya girmemiştir. Çünkü Atatürk'ün bir çok özelliği arasında en değerli olanlarından biri gerçekçi olmasıdır. Milleti maceraya sürüklemeyecek derecede bir devlet terbiyesine sahip olmasıdır.

Biz 2200 yıllık kayıtlı devlet geleneği ve kayıtlı tarihi olan bir milletiz. Buna çok şükrediyoruz. Devlet geleneğimiz de hiç bir zaman kesilmedi, bugün de devam ediyor ve geleceğe ümitle bakıyoruz. En zor zamanlarımızda bile büyük liderler yetiştirebilmiş, dünyayı şaşırtabilmişizdir. Buna da hep birlikte şükrediyoruz. Tabii ki bu tarihi, çekilen sıkıntıları yeni nesillere anlatmak durumundayız. Bunları doğru anlatamazsak geleceğe emin adımlarla yürüme konusundaki becerilerimizi kaybedebiliriz. Hepinize bugün burada bulunmanızdan dolayı ve bu duyarlılığı gösterdiğiniz için teşekkür ediyorum. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, bütün silah arkadaşlarını, şehitlerimizi, gazilerimizi, devletimize ve milletimize hizmet eden herkesi rahmetle ve minnetle yad ediyorum. Bugün de sınır boylarında nöbet tutan askerlerimizi, polislerimizi, fedakarca hizmet veren öğretmenlerimizi saygıyla anıyorum."

10 Kasım Atatürk'ü Anma Töreni Celâl Bayar Azınlık Ortaokulu ve Lisesi öğrencilerinden Ceren İkra Demir, Mehmet Hoca Mustafa, Semanur Çakır Emin ve Zehra Kocaman tarafından okunan şiirlerle sona erdi.