Batı Trakya'da çeyrek asırlık tiyatro devam ediyor

11 Mart 2018, Pazar Batı Trakya

Batı Trakya'da Müslüman Türk Azınlığın "müftülük sorunu"nun çözümü konusundaki beklentileri boşa çıkmaya devam ediyor.

Batı Trakya'da Müslüman Türk Azınlığın “müftülük sorunu”nun çözümü konusundaki beklentileri boşa çıkmaya devam ediyor. Bu konuda çeyrek asırdır çözüm bekleyen Azınlık, son yaşanan gelişmeler ve yapılan açıklamalarla umutlanmıştı. Ancak sonrasında atılan adımlar ve yaşanan gelişmeler, tayinli müftülükler üzerinden çeyrek asırdır oynanan tiyatronun devam edeceğinin sinyallerini verdi.

Batı Trakya’da uygulanan, İslam hukukunun uygulanmasını fiilen ortadan kaldıran yasanın kabul edilmesinden yaklaşık iki ay sonra Gümülcine'de düzenlenen “Müftülükler ve Şeriat” konulu panel, yönetimin müftülük meselesi hususunda azınlığın gerçek ve aktif din adamlarını dikkate almadan ve azınlıkla gerçek bir istişare metodunu tercih etmeden yola devam edeceğinin işaretlerini verdi.

-Başbakan Çipras ne demişti?

Aralık ayının ortalarında Başbakan Aleksis Çipras, Brüksel'deki AB Liderler Zirvesi'nin ardından düzenlediği basın toplantısında atanan müftülerin Batı Trakya'daki azınlığın büyük bir kısmı tarafından tanınmadığını belirterek, "Bu konu, doğrudan Yunan vatandaşı Müslümanlarla ele alınmalı. Bu konuyu halletmemiz lazım. Çünkü bu ne Yunanistan'a fayda sağlıyor, ne de azınlığın kendini huzurlu hissetmesine yardımcı oluyor. Yunan devletinin tanıdığı dini liderlerin azınlık tarafından sorgulanmadığı bir noktaya ulaşalım istiyoruz." diyerek azınlığın müftülük sorununun çözümü noktasındaki beklentilerini artırmıştı.

-Eğitim Bakanı Gavroğlu ne demişti?

Aynı günlerde Eğitim ve Din İşleri Bakanı Kostas Gavroğlu da “hükümetin Batı Trakya'da, Müslüman Azınlığa yönelik saygılı bir politika izlemek arzusunda olduğunu belirterek, müftülerin seçimi meselesinin de mutlaka bu politika çerçevesinde ele alınması gerektiğini” söylemişti. Gavroğlu, "Azınlık geçmişte çılgınca politikalar, baskılar ve kabul edilemez yasalara maruz kaldı. Bu nedenle devlete güvenmiyor." demişti. Müslüman Türk Azınlığa yönelik saygılı bir politika izlemek istediklerine işaret eden Gavroğlu, "Bu nedenle adım adım götürmek istiyoruz. Bu adımlar çerçevesinde mutlaka müftülüklerin akılcı bir düzeye getirilmesi de masaya konmalı. Bunun içinde müftülerin seçimi meselesi de yer almalı." diye konuşmuştu. Hükümetin azınlık mensuplarıyla ilgili miras meselelerinde İslami kuralların yanı sıra Yunanistan Medeni Kanunu'nun geçerli olması yönünde hazırladığı yasal düzenlemeye değinen Gavroğlu, "hükümetin bu konuda cesur bir adım attığını ancak, alınacak kararlarda azınlığın geleneklerine saygılı olunması" gerektiğini kaydetmişti.

Gerek Başbakan Çipras'ın gerekse Eğitim ve Din İşleri Bakanı Gavroğlu'nun aynı dönemde yapmış oldukları açıklamalar Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı tarafından cesur açıklamalar olarak nitelendirilmiş ve müftülük sorununun çözümü noktasında beklentiler oluşmuştu.

-Azınlığın kabul ettiği ve aktif din görevlileri dikkate alınmıyor

Batı Trakya’da uygulanan, İslam hukukunun sınırlandırılmasını öngören yasanın kabul edilmesinden yaklaşık iki ay sonra (28 Şubat 2018) “Müftülükler ve Şeriat” konulu panel düzenlendi. Panelin azınlığın toplumda kabul gören aktif din görevlilerinin dikkate alınmadan gerçekleştirildiği görüldü.

Gümülcine’de gerçekleştirilen panel, azınlık kamuoyunda “240 İmam Yasası” olarak bilinen ve İslam dinini devlet okullarında Müslüman Türk öğrencilere Yunanca olarak öğreten din öğreticileri (ierodidaskalos) tarafından kurulan “İslam Dini Öğretmenler Derneği” tarafından organize edildi. 

Panelde, devlet tarafından Batı Trakya’daki müftülüklere keyfi olarak tayin edilen, çeyrek asırdan beri azınlığa sırt çevirdiği için dışlanan ve yaşları ilerlemesine rağmen bu makamlarda ısrarla durmaya devam eden Gümülcine'de Cemali Meço, İskeçe'de M. Emin Şinikoğlu ile Dimetoka'ya naib olarak yeni tayin edilen Hamza Osman, Eğitim Bakanlığı Din İşleri Genel Sekreteri Yorgos Kalancis, İslam Dini Öğretmenler Derneği Başkanı Mehmet Mustafa ve zaman zaman Türk azınlık karşıtı çıkışlarıyla dikkat çeken avukatlar Stergios Yalaoğlu ve Yorgos Dudos konuşmacı olarak yer aldı. 

Müftülerin aile ve miras hukukuyla ilgili yargı yetkilerinin sınırlandırılmasını öngören yasanın kabulünün üzerinden iki aylık bir süre geçmesinden sonra gerçekleştirilen panelde tayinli müftülerin İslam hukukuna dayanan yetkilerinin korunmasını istemeleri dikkat çekti.

-Gümülcine’deki tayinli “müftü”nün yasal düzenlemeden haberi yok

Panelde ilk konuşmayı yapan Gümülcine tayinlisi Cemali Meço, aile ve miras konularında özgürlüklere sahip olduklarını belirterek, İslam’ın Avrupa genelinde çarpıtıldığını söyledi. Meço’nun konuşmasında İslam hukukunun uygulamada ortadan kaldırılmasını öngören düzenlemeyle ilgili olarak “İçeriği hakkında tam olarak bilgi sahibi değiliz. Fakat öğreneceğiz.” ifadelerini kullanması, bu konuda devletin kendi tayinlileriyle dahi gerekli istişareyi yapmadığını, onları yapılan düzenlemeyle ilgili bihaber bıraktığını ortaya koydu. Gümülcine tayinlisinin Yunanca olarak yapmaya çalıştığı konuşmasını zorlanınca Türkçe olarak tamamlamak zorunda kalması dikkat çekti. Üst düzey devlet memuru olarak atanan tayinlilerin devletin resmi dilini bilmeden görevlendirilmelerinin yönetimin bu kurumları ne kadar ciddiye aldığının bir göstergesi olarak değerlendirildi. 

-İskeçe’deki tayinli “müftü”nün dünyadan haberi yok

İskeçe tayinlisi Mehmet Emin Şinikoğlu ise Din İşleri Genel Sekreteri’nden kendilerini bir masa etrafında toplayarak, hükümetin şeriatla ilgili yapmak istediği değişiklikleri görüşmelerini istedi. Değişiklik yapıldıktan sonra genel sekreterden yapılmak istenen değişikliklerle ilgili görüşme talep etmesi İskeçe tayinlisinin meseleye ne kadar lakayıt olduğunu ortaya koydu. İskeçe tayinlisi konuşmasının büyük bir bölümünü İslâm dinini devlet okullarında Yunanca öğretmekle mükellef olan “ierodidaskaloslara” Türkçe ve Arapça olan temel hadis ve tefsir kitaplarının isimlerini tekrar tekrar tavsiye ederek geçirmesi cehaletini teyit etti. İslam dinini Yunanca olarak öğretmekle mükellef olan bu “kutsal öğreticiler”in bu kitapları nasıl anlayacağı ve Yunancaya nasıl tercüme ederek öğrencilere aktaracağı ise panelistlere izah edilmedi. İskeçe tayinlisi, Kütübü Sitte, Riyazus Salihin, Celaleyn Tefsiri ve özellikle Elmalılı Hamdi Yazır'ın Hak Dini Kur'an Dili isimli eserinin çok önemli olduğunu vurgulayarak bu eserleri ierodidaskalosların defalarca okuması ve incelemesi gerektiğini ve millete bunları anlatmaları gerektiğini vurguladı. Büyük çoğunluğu pedagojik formasyondan yoksun ve lisans düzeyinde din eğitimi almamış olan ierodidaskalosların bu kitapları nasıl anlayacağı ve anlatacağı ise merak konusu olmaya devam ediyor.

-Dimetoka’daki tayinli “Naib Müftü” devleti akladı

Dimetoka Müftü Naibi olarak tayin edilen Osman Hamza ise, hükümetten müftülükleri kurumsal olarak desteklemesini istedi. Hamza, Yunanistan’ın din ve inanç özgürlüğü konusunda dünyada emsalsiz bir örnek teşkil ettiğini iddia etti. Bir yandan müftülüklerin kurumsal olarak ciddiye alınmadığı ve desteklenmediği gerçeğini ortaya koyan yeni “Tayinli Naib”, diğer yandan Yunanistan'ın din ve inanç özgürlüğü hususunda örnek teşkil ettiği dile getirdi. Naibin çelişkili gibi görünen bu ifadeleri, aslında yönetimin bundan sonra müftülükler konusunda atacağı adımların habercisiydi. Yapılan konuşmaların devamında toplantının ana mesajı olarak bu hususa vurgu yapılması bunun teyidi olarak yorumlandı.

-Tiyatro Yalaoğlu ve Dudos ile devam etti

Geçmişte Türk Azınlık basını ve Mustafaçova Belediye Meclis Üyeleri ile “azınlık anaokulları” meselesinde karşı karşıya gelen İskeçeli avukat Stergios Yalaoğlu da konuşmasında şeriatın (müftülerin yargı yetkileri) bölgedeki Müslüman ve Hristiyanlar arasındaki barış ve huzur ortamına olumlu katkılar yaptığını kaydetti. Yalaoğlu; “Bu nedenle iptal edilmesi konusunda emin değilim” ifadesiyle kendisinden pek beklenmeyen bir görüş beyan etti. Meslektaşı Yorgos Dudos’un da benzer doğrultudaki “okşayıcı” açıklamalarının, Azınlığın dini alanda yapılan keyfi uygulamalar karşısındaki tepkisinin yumuşatılmasına yönelik olduğu düşünülüyor.

-Kalancis’ten son perde

Yıllardır Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı'nda Din İşleri Genel Sekreteri olarak görev yapan Yorgos Kalancis de yaptığı konuşmada çelişkili ifadeler kullandı ve yanıltıcı bilgiler sundu. Kalancis konuşmasında, yapılan yeni yasal düzenlemeye Yunan vatandaşı Müslümanların büyük çoğunluğunun olumlu baktığını ifade etti. Ancak Kalancis bu izlenimini hangi istişare ve diyalog yöntemi ile elde ettiğini açıkla(ya)madı. Batı Trakya'da bulunan camilerde hâlihazırda görev yapan Yunan vatandaşı Müslüman din adamları (Azınlık tarafından seçilen müftüler ve kabul gören imam, müezzin, Kur'an Kursu öğretmeni, ilahiyatçı) ve cemaatinin kahır ekseriyeti ile temasta bulunma, istişare etme, dertlerini dinleme zahmetini göstermeyen Din İşleri Genel Sekreterinin bu izlenimi nasıl edindiği ise merak konusu oldu.

Yıllardır Din İşleri genel Sekreterliği vazifesini yürüten Yorgos Kalancis acı bir itirafta da bulundu. Müftülüklerin şu anda uygun bir yapıya ve yeterli işleyişe sahip olmadığını dile getiren Kalancis, bunları yapılandırmanın/şekillendirmenin de devletin işi olduğunu dile getirdi. Kalancis bu ifadesiyle adeta devletin yıllardır sorumluluklarını yerine getirmediğini, dolayısıyla müftülükleri de pek ciddiye almadıklarını zımnen de olsa itiraf etmiş oldu. Tabii bu itirafın samimi olmadığı anlaşılıyor. Samimiyet olsaydı, en başından Azınlığın gerçek temsilcileri ve din görevlileriyle işe başlanmış olurdu ve adeta azınlığın aklı ve iradesiyle alay edilen bu tiyatro sahnelenmezdi.

-Müftülüklerin işleyişini şekillendirmek devletin işi (mi?)

Kalancis’in ve daha önce tayinli Dimetoka Naibi Hamza’nın vurguladığı “Müftülükleri çağdaş bir şekilde yapılandırmak devletin işidir” hususunun, aslında oynanan bu tiyatronun amacını da ortaya koymuş olduğu görülüyor. Öyle anlaşılıyor ki, devletin bir sonraki adımı, bu panellerde ürettiği gerekçe ve bahanelerle özerk statüye sahip olan müftülükleri ele geçirmenin yasal kılıfını da uyduracaktır. Netice olarak Azınlığın temel kurumlarından biri olan müftülüklerin özerk statüsünü tamamen ortadan kaldırılma hedefine ulaşılmış olacaktır.

Kalancis, sadece Müslümanların tasarrufunda bulunan ve dinen gayrimüslimlerin karışmaması gereken müftülüklere devletin müdahale etmesini meşru göstermeye çalıştı. Ancak gerek Kalancis ve gerekse hukuk adamı olarak orada bulunanlardan hiç kimse devletin resmi dinini temsil eden Kilise’yi yapılandırmanın da devletin işi olduğunu destekleyici bir gerekçe olarak dillendiremedi. Dillendiremedi, çünkü devlet Kilisenin değil kurumsal yapı ve işleyişine, her hangi bir sebeple en ufak bir alanına dahi müdahalede bulunma hakkına sahip değildir. Kilisenin işleyişi ve alanı Kilisenin kendisinden sorulur ve devlet asla karışamaz. Tarihte karışma teşebbüsünde bulunduğunda Kilise sert tepki göstermiş ve hükümetler büyük bedel ödemiştir. Dolayısıyla bu çarpık ve müdahaleci mantığa göre "Devlet, Müslümanların dinine karışabilir, ama Hıristiyanların dinine karışamaz" anlayışı meşru gösterilmeye çalışılıyor. Bu da bu ülkede uygulanan çifte standardın ve çarpık hukuk anlayışının bir örneği olarak dikkat çekmektedir.

Çarpıklıklarla dolu ve adeta bir tiyatro oyununu andıran bu panelde, devletin bir kez daha ısrarla Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı'nın gerçek temsilci ve din adamlarını dikkate almadan, milletin vicdanını dinlemeden hareket etmesinin neticeleri görülmüş oldu. Çeyrek asırdır devletin müftü olarak dayattığı tayinli memurları aracılığı ile sergilediği tiyatronun bilmem kaçıncı perdesini izledik.

-Azınlık boş vaat ve ümitlerle kandırılıyor

Azınlık, Aralık ayında Başbakan Çipras ile Eğitim ve Din İşleri Bakanı Gavroğlu'nun cesur bir şekilde yaptıkları açıklamalardan bir nebze ümitlenmişti. Ancak yıllanmış veiflas etmiş yöntemlerde devletin ısrar etmesi, azınlığın gerçek temsilcileri ve din adamları ile samimi bir diyaloğa teşebbüs etmemesi azınlığımızın ümitlerini bir kez daha boşa çıkardı. Son yasal düzenleme öncesinde bildiğimiz kadarıyla bir kez Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği temsilcileri ile Kalancis'in görüştüğü biliniyor. Azınlık olarak Kalancis'in bu görüşmesini olumlu karşılamakla beraber kendisine samimi bir tavsiyemiz olacak.

-Samimi bir tavsiye: İSTİŞARE

Eğer gerçekten samimi olarak müftülük meselesinde adım atılmak isteniyorsa, çeyrek asırdır oynanan bu tiyatroya bir nokta konup azınlığın gerçekleriyle yüzleşmek lazım. Başbakan Çipras ve Bakan Gavroğlu’nun dediği gibi, Azınlık tarafından kabul gören din görevlileri ve temsilcileri ile, en azından azınlıktaki ilahiyat eğitimi almış üniversite mezunları ile görüşmek lazım. Diğerlerinin yanında seçilmişlere bağlı olanlarla da ortak bir istişare şarttır. Samimi olarak herkesin dinlenmesi gerekir. Tabii bunu yapabilecek samimiyetleri varsa...

-Atılması gereken adımlar

Aslında devlet Müftülük meselesini kökten çözmek istese, bu işi en başından doğru bir şekilde ele alır ve işgal ettiği Müftülük müessesesini Azınlığa teslim ederdi. Çünkü bu kurumun tek sahibi, İslam dininin inananları olarak Batı Trakya Müslüman Türk Azınlık’tır. Onun nasıl şekillendirilmesi gerektiği, işleyişi ve yapılandırılması konusunda tek yetkili ve söz sahibi de İslam’a göre Müslümanlardır ve bu konuda yeterli mevzuat da mevcuttur. Tabiri caizse, cami dışındakilerin cemaat hakkındaki tasarrufları bu meselede asıl sorunu teşkil etmektedirİslam’a ve insan haklarına göre devlet, elini müftülüklerden çekmeli ve müftüyü belirleme işini de Müslümanlara bırakmalıdır.

Kiliseye hiçbir şekilde karışmayan ve Kilise’deki din adamlarını (Mitropolitleri) tayin etmeyen devlet, aynı şekilde Müftülüklere de müdahale etmemeli ve Müslümanlara Müftü tayin etmemelidir. Bu, insan haklarına ve İslam’a açık bir tecavüzdür. 

Aslında Azınlığın yetiştirmiş olduğu ilahiyatçılarının müftülük meselesinde bugüne kadar dile getirilenlerin dışında farklı ve samimi birçok fikir ve önerileri mevcuttur. Bunlardan biri olarak burada zikredilen bu öneri açık ve nettir:

Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının bütün ilahiyatçıları bir araya getirilsin, onlarla konuşulsun, dinlensin ve netice itibariyle İslam’ın bu konudaki temel prensibi ve emri olan İstişare yapılsın. İslami bir konuda ve tamamen Müslümanları ilgilendiren bir kurum hakkında İslam’ın emrettiği metotlar izlendiğinde, görülecektir ki sonuç, bu dinin sahibi olan Allah’ın muradına ve Müslümanların iradesine uygun bir şekilde tecelli edecektir.


Benzer Haberler